Başbakan Sayın Atal Bihari Vajpayee'nin:
27 Mayıs 1998 Meclis'te Yaptığı Açıklama
Sizleri Meclis tatildeyken gerçekleşen bazı önemli gelişmeler konusunda
bilgilendirmek istiyorum. 11 Mayıs'ta Hindistan üç yeraltı nükleer denemesini
başarıyla gerçekleştirmiştir. 13 Mayıs'ta iki yeraltı denemesi daha yapılarak
planlanan deneme serisi tamamlanmıştır. Meclisi, başarılarıyla milli gururumuzu ve
güvenimizi tazeleyen bilim adamlarımızı, mühendislerimizi ve savunma personelimizi
kalpten tebrik etmeye davet ediyorum.
Yaptığım bu açıklamaya ilave olarak ayrıca Meclise "Hindistan Nükleer
Politikasının Gelişimi" başlıklı raporu sunmak istiyorum.
Hindistan'ın milletler topluluğu arasında hakettiği yeri almak üzere özgür bir
ülke olarak ortaya çıktığı 1947 yılında, nükleer çağ çoktan başlamıştı.
Dönemin liderleri düşünce ve eylem özgürlüğü ve kendi kendimize yetebilmemiz
konusunda önemli bir karar aldılar. Soğuk Savaş kutuplaşmalarını reddettik ve daha
zor bir yol olan bağlantısızlığı tercih ettik. Liderlerimiz ayrıca nükleer
silahların olmadığı bir dünyanın sadece Hindistan değil tüm ülkelerin güvenliği
açısından gerekli olduğunun da bilincindeydiler. Bu yüzdendir ki silahsızlanma dış
politikamızın sürekli hedeflerinden olmuştur.
50'li yıllarda Hindistan tüm nükleer denemelere son verilmesi konusunda başı
çekmiştir. Bugün saygıyla andığımız Sayın Jawaharlal Nehru 2 Nisan 1954'de Lok
Sabha'da yaptığı konuşmasında "nükleer, kimyasal ve biyolojik enerji ve güç
kitle imha silahlarının yapımında kullanılmamalıdır" şeklinde beyanat
vermiştir. Nükleer silahların yasaklanması ve imhası ile nükleer denemelerin
durdurulması konusunda müzakere çağrısında bulunmuştur. Bu çağrı dikkate
alınmamıştır.
Hindistan 1965'de bir kaç Soğuk Savaş harici ülkeyle birlikte, nükleer silaha sahip
ülkelerin nükleer silahlardan, diğer ülkelerin nükleer silah yapmaması veya
edinmemesi şartıyla, arındırılmasını sağlayacak uluslararası bir anlaşma fikri
ortaya koydu. Bu haklar ve yükümlülükler dengesi kabul edilmedi. 60'lı yıllarda
güvenlik kaygılarımız daha da artı. Hindistan güvenlik konusunda garanti istiyordu
ancak görüştüğümüz ülkeler bize istediğimiz güvenceyi sağlayamadılar. Sonuçta
NPT'yi (Nüclear Non-Proliferation Agreement - Nükleer Silahlanmayı Durdurma
Anlaşması) imzalayamayacağımızı açıkladık.
Lok Sabha meseleyi 5 Nisan 1968'de tartıştı. Merhum Başbakan Indira Gandhi
"sadece kendi görüşlerimiz ve milli güvenlik kaygılarımızla hareket
etmeliyiz" diyerek Meclise güvence verdi. Bu bir dönüm noktası oldu ve Meclis o
zamanki Hükümetin kararını milli bir uzlaşmayla kuvvetlendirdi.
NPT'yi imzalamama kararımız kendi temel hedeflerimize sadık kalmak içindi. 1974
yılında nükleer gücümüzü gösterdik. Daha sonraki hükümetler bu karara ve milli
idareye sadık kalmak üzere gerekli adımları attılar ve Hindistan için nükleer
tercih hakkını saklı tuttular. 1996 yılında CTBT'yi (Compherensive Test Ban Treaty -
Kapsayıcı Deneme Yasaklanması Anlaşması) imzalamama konusunda Meclis'in oybirliğiyle
aldığı kararın arkasında yatan ana sebep buydu.
80'li ve 90'lı yıllarda füze ve nükleer silahlardaki artışla güvenliğimiz giderek
tehlike altına girmeye başladı. Çevremizde nükleer silah sayısı arttı ve çok
kompleks sistemler kullanılmaya başlandı. Ayrıca, Hindistan bu dönemde dış destekli
terörizm ve bir gizli savaş kurbanı olmuştur.
Global seviyede, nükleer silah sahibi ülkelerde tüm bu silahlardan arındırılmış
bir dünyaya yönelik atılan kararlı ve geri dönülemez adımlar görülmemektedir.
Aksine NPT'nin süresiz ve şartsız olarak genişletildiğini ve beş ülke elindeki
nükleer silah varlığının daimileştirildiğini görüyoruz.
Bu şartlar altında Hükümetin çok zor bir kararı vermesi gerekiyordu. Doğru tercihin
ne olduğu konusunda bize rehber olan mihenk taşı milli güvenlik konusuydu. Bu
denemeler bu ülkeyi düşünce ve eylem özgürlüğü ve bağımsızlık çizgisine
yerleştiren politikaların bir devamıdır.
Hindistan bugün nükleer silah bulunduran bir ülkedir. Bu inkar edilemeyecek bir
gerçektir. Bu ne bizim talip olduğumuz bir ünvan, ne de başkalarının yükleyeceği
bir konumdur. Bu bilimadamlarımızın ve mühendislerimizin millete armağanı, dünya
nüfusunun altıda birini oluşturan Hindistan'ın bir hakkıdır. Artan kabiliyetlerimiz
sorumluluk hislerimizi artırmaktadır. Bu silahları herhangi bir ülkeye tehdit ya da
saldırı amacıyla kullanmayı düşünmüyoruz. Bunlar Hindistan'ın herhangi bir
nükleer tehdide maruz kalmamasını sağlayacak korunma silahlarıdır. Bir silahlanma
yarışına girme niyetinde değiliz.
Geçmişte bir çok teşebbüsümüz oldu. Bu tekliflerimize diğer nükleer silah sahibi
ülkelerden olumlu yanıt gelmediği için üzgünüz. Doğrusu, eğer olumlu yanıt
vermiş olsalardı şu anki deneme programına ihtiyacımız olmazdı. Bir Nükleer
Silahlar Toplantısı görüşmeleri başlatılması konusunda sürekli çağrı yapan
ülkelerin başında geldik ve öyle de devam edeceğiz, ki bu tehlikeyle de Biyolojik
Silahlar Toplantısı ve Kimyasal Silahlar Toplantısı ile diğer iki kitle imha silahı
tehdidinde olduğu gibi mücadele edilebilsin.
Hindistan geleneksel olarak dışa bakan bir ülke olmuştur. Çok taraflı bir ülke olma
konusundaki kararlılığımız Birleşmiş Milletler gibi kuruluşlardaki aktif
katılımımızla kendisini göstermektedir. Bu devam edecektir.
Yakın geçmişte uygulanmaya başlanan ekonomik liberalleşme politikaları bölgesel ve
küresel bağlarımızı artırmıştır ve hükümetim bu bağları derinleştirmek ve
güçlendirmek niyetindedir.
Nükleer politikamız ölçülülük ve açıklık üzerinedir. Ne 1974'de ne şimdi
1998'de herhangi bir uluslararası anlaşmayı çiğnemiş değiliz. 1974 yılında
nükleer gücümüzü sergiledikten sonraki 24 yıl içinde gösterdiğimiz ölçülülük
başlı başına bir örnektir. Ancak ölçülülük güçten kaynaklanmalıdır;
kararsızlık ve şüpheye dayandırılamaz. Hindistan'ın yakın zamanda
geerçekleştirmiş olduğu bu testler şüphelerin giderilmesini sağlamıştır.
Yapılan hareket milli güvenlik hesaplarımızın vazgeçilemez unsurlarını koruma
üzerine dengelenmiştir.
Dahası, Hükümet Hindistan'ın gönüllü olarak bir ertelemeye gideceğini ve yeraltı
nükleer deneme patlamaları gerçekleştirmeyeceğini açıklamıştır. Ayrıca bu
beyanatın hükmen resmileştirilmesi konusunda hareket etme niyetimizi de belli ettik.
Meclis hiç şüphesiz Hindistan halkından ve dünyanın çeşitli bölgelerinden
yükselen tepkilerin farkındadır. Halkımızı yoğun desteği bizim güç
kaynağımızdır. Bu bize sadece aldığımız kararın haklı olduğunu değil ayrıca
ülkemizin güvenlik konusunda duyarlı kararlı liderliğe ihtiyacı olduğunu
göstermektedir. Bunu kutsal bir görev olarak yapacağıma söz veriyorum. Yurtdışında
yaşayan Hintlilerden gördüğümüz yoğun destek bizi ayrıca duygulandırmıştır.
Hepsi tek ses halinde yaptığımız hareketi destekleyici sözler söylemişlerdir.
Hindistan halkına ve yurtdışında yaşayan Hintlilere kalpten teşekkürlerimi
iletirim. Kendilerinden önümüzdeki zor dönem için de destek bekliyoruz.
Bağımsızlığımızın 50. yılında tarihimiz için bir dönüm noktasında
bulunuyoruz. Hükümetimizin bu karar almasının ardında yatan sebepler 50 yıldır
takip edilen aynı politik yaklaşımlara dayanmaktadır. Bu politikaların bugüne kadar
devam etmesinin sebebi arkasında yatan milli uzlaşma desteğidir. Yeni bir bin yıla
girdiğimiz bu dönemde bu uzlaşmayı sürdürmemiz çok önemlidir. Bugünkü
açıklamamda ve meclise sunduğum raporda hükümetimizin aldığı kararın sebeplerini
ve gelecekteki yaklaşımlarımızın ana hatlarını ele aldım. Bugünkü kararımız ve
gelecekte uygulayacağımız hareketler eski bir medeniyetin, sorumluluk duygusu, şüphe
ve korku taşımayan, ataletten uzak bir ölçülülük anlayışının getirdiği
hassasiyet ve zorunluluklara bağlılığımızı yansıtmaya devam edecektir. Gelin, yeni
bir bin yıla girdiğimiz şu günlerde, zafer sarhoşluğuna kapılmayarak Hindistan'ın
uluslararası toplulukta hakettiği yerini almasını sağlama konusundaki ortak hedefimiz
için beraber çalışalım.